Kur Korumalı Mevduat (KKM): Bir Politika Tercihi Değil, Bir Kriz Müdahalesi

2021 yılının son aylarında Türkiye ekonomisi olağan bir kur hareketi değil, beklentilerin koptuğu bir finansal türbülans yaşıyordu. Türk Lirası’ndaki hızlı değer kaybı, artan dolarizasyon eğilimi ve bozulan fiyatlama davranışları ekonomide zincirleme riskler doğurmaya başlamıştı.

Tam da bu ortamda, Aralık 2021’de Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulaması devreye alındı.

Bugün geriye dönüp bakıldığında KKM hakkında iki farklı yaklaşım öne çıkıyor:

🔹 “Büyük bir maliyet yarattı” diyenler ve

🔹 “Daha büyük bir krizi engelledi” diyenler.

Gerçeği anlayabilmek için önce hangi koşullarda doğduğunu hatırlamak gerekir.

1-KKM Hangi Ekonomik Ortamda Ortaya Çıktı?

2021 sonunda yaşanan tablo şuydu:

-TL’de hızlı değer kaybı

-Yerleşiklerin dövize yöneliminin artması

-Negatif reel faiz ortamı

-Kur geçişkenliği üzerinden hızla yükselen enflasyon

-Şirket bilançolarında kur şoku riski

-Finansal istikrara yönelik güven kaybı…

Bu şartlar altında kur hareketi artık sadece bir fiyat değişimi değil, makroekonomik istikrar sorunu haline gelmişti. Kur artışı beklentisi kendi kendini besliyor, dövize yöneliş hızlanıyordu.

KKM tam bu noktada devreye alındı ve tasarruf sahibine şu mesaj verildi:

“Dövize gitme, TL’de kal; kur artarsa farkı ben karşılayacağım.”

Bu yönüyle KKM, klasik bir mevduat ürünü değil, kriz anında tasarlanmış bir güven mekanizmasıydı.

2- Bu Yük Bankalara Devredilemez miydi?

Teorik olarak devlet şu yolu seçebilirdi:

Kur korumalı ürünü bankalar sunsun, kur riskini de onlar üstlensin.

Ancak 2021 sonundaki ortamda bu piyasa koşulları içinde mümkün değildi.

Çünkü:

-Kur oynaklığı olağan seviyelerin çok üzerindeydi

-Kurun nereye gideceği belirsiz değil, kontrolden çıkmıştı

-Böyle bir riski bankaların fiyatlaması imkânsıza yakındı…

Bankalar bu ürünü ya hiç sunmazdı ya da o kadar yüksek maliyetle sunardı ki vatandaş yine dövize yönelirdi. Yani sistem TL’ye dönüşü sağlayamaz, kur atağı devam ederdi.

Bu nedenle KKM, özel sektörün taşıyamayacağı bir kur riskinin devlet bilançosuna alınması anlamına geldi. Devlet burada adeta “son çare sigortacı” rolünü üstlendi.

3- Vatandaş Açısından Avantaj Neydi?

Vatandaş için KKM’nin temel avantajı şuydu:

-Döviz almasa bile kur artışına karşı korunuyordu

-TL’de kalırken kur riski taşımıyordu

-Faiz getirisine ek olarak kur farkı güvencesi vardı

Bu yapı, dövize yönelmesi muhtemel tasarrufların önemli bir bölümünü TL’de tuttu. Böylece bireyler kur şokuna karşı korunurken, sistemdeki döviz talebi de yavaşladı.

KKM bu anlamda tasarruf sahibine “dolarizasyon refleksine karşı bir güven alternatifi” sundu.

4- Devlet Açısından Maliyet Neydi?

Evet, KKM kamuya bir yük getirdi. Kur artışı faiz getirisini aştığı dönemlerde fark kamu tarafından karşılandı. Bu, bütçe ve para politikası açısından önemli bir riskti.

Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken kritik nokta şudur:

KKM’nin maliyeti sadece “ödenen kur farkı” ile değil, engellediği kriz senaryosu ile birlikte değerlendirilmelidir.

Eğer o dönemde kur tamamen serbest bırakılıp panik dinamikleri kırılmasaydı:

-Kur sıçraması çok daha sert olabilirdi

-Enflasyon geçişkenliği daha yıkıcı olabilirdi

-Reel sektörde bilanço şokları yaşanabilirdi

-Finansal sistemde güven kaybı derinleşebilirdi

-Bu senaryonun kamuya, şirketlere ve topluma maliyeti ölçülebilir sınırların ötesine geçebilirdi.

Bu açıdan bakıldığında, KKM’nin oluşturduğu maliyetin beklenen en kötü senaryoya kıyasla daha sınırlı kaldığı savunulabilir.

5- KKM Bir Hedef miydi, Mecburi Bir Araç mı?

Burada temel ayrım şudur:

KKM, sağlıklı bir para politikasının parçası olarak tasarlanmış bir model değildi.

KKM, oluşmuş bir krizi durdurmak için geliştirilen geçici bir araçtı.

Amaç hiçbir zaman kalıcı bir sistem kurmak değil, zaman kazanmaktı.

Dolayısıyla KKM’yi değerlendirirken doğru soru şudur:

“Maliyet yarattı mı?” değil,

“O gün daha büyük bir maliyeti engelledi mi?”

Bu soruya verilecek yanıt, bakış açısına göre değişebilir; ancak kriz koşullarında devreye alınmış bir uygulamayı normal dönem politikalarıyla kıyaslamak analitik olarak eksik kalır.

SONUÇ;

Kur Korumalı Mevduat:

✔️ Döviz talebini kısa vadede frenleyen

✔️ Kur şokunun hızını kesen

✔️ Finansal paniği yumuşatan

✔️ Devletin, olağanüstü bir dönemde kur riskini üstlendiği

bir kriz yönetimi enstrümanı olarak ekonomi tarihimizde yerini aldı.

Evet, kamuya bir maliyet doğurdu.

Ancak değerlendirme yapılırken yalnızca gerçekleşen yükü değil, o dönemde karşı karşıya kalınan risklerin büyüklüğünü de dikkate almak gerekiyor.

Bu yönüyle KKM, ideal koşullarda tercih edilecek bir modelden ziyade, zorlayıcı şartlar altında devreye alınmış geçici bir denge aracı olarak okunabilir.

Bugünden geriye bakıldığında asıl mesele, bu tür uygulamaların ne kadar sürdüğü değil; sağladıkları zamanın, daha sağlam ve öngörülebilir bir ekonomik yapıya geçiş için nasıl kullanıldığıdır.

Dolayısıyla KKM’yi tartışırken onu tek başına bir sonuç değil, olağanüstü bir dönemin ürünü olan bir ara çözüm olarak değerlendirmek daha sağlıklı bir çerçeve sunacaktır.

Ekonomide arzulanan, istenmeyen ve geçici uygulamalara ihtiyaç doğurmayacak tutarlı ve öngörülebilir icraatların hayata geçirilmesidir.

İlginizi çekebilir..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir